Halil Küçükparlak
flaskocaeli@gmail.com
Okunma Sayısı: 1001
Halil Küçükparlak

Bugün 24 Kasım, Öğretmenler Günü…

23 Kasım 2018 tarihli yazısı

24 Kasım 1928 tarihinde Bakanlar Kurulu Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ulu önder Atatürk’e Millet Mekteplerinin Başöğretmenliği unvanını vermiş. Atatürk’ün 100. doğum yıldönümü olan 1981 yılında onun “Başöğretmen” olduğu 24 Kasım tarihinin ülke çapında “Öğretmenler Günü” olarak kutlanmasına karar verilmiş. Bu tarihten beri de “Öğretmenler Günü” kutlanıyor.

Ama öğretmenlerimiz günlerini ne kadar kutluyorlar?

 

Bugün ülkemizde eğitim fakültelerini bitirip öğretmenlik formasyonu alan ve öğretmen olma hakkını kazanan tam 350 binden fazla genç enerjik öğretmenimiz atama beklemekteler. Ülkemizdeki atanamayan öğretmen sayısı nüfusu 320 bin olan İzlanda’daki insan sayısını geçmiş. Düşünebiliyor musunuz bir ülkenin nüfusundan fazla “Atanamayan öğretmen” var ülkemizde. Eğitimlerini tamamlamış ancak atanamadıkları için şoförlükten garsonluğa, pazarcılığa kadar başka çeşitli işlerde çalışan öğretmenlerin haberlerin haberleri duyuyoruz. Bu meslekleri yapanları küçümsemek değil maksadım. Ama öğretmenlik eğitimini alıp başarıyla tamamlamış olan geçlerin çaresizliğini dile getirmek amacındayım. Daha da vahimi o işleri bile bulamadıkları için hayatlarına son verenlerin hazin hikayeleri yüreklerimizi dağlıyor.

 

İşin en acı tarafı ise, 350 binden fazla atanamayan öğretmen olmasına rağmen, yurdumuzda tam 131 bin öğretmen açığı var. Dikkatinizi çekmek için tekrar yazıyorum. 350 bin gencecik öğretmen atama bekleyip bunalıma girerken 131 öğretmen açığı var, yani okullardaki öğrenciler de öğretmen bekliyor. Bu nasıl mantıktır, bu nasıl uygulamadır ben anlayamadım, anlayan varsa bana da anlatsın.

Bir eğitim planlaması yapılmalı… Bu kadar öğretmene ihtiyaç yoksa neden bu insanlar öğretmen olarak yetiştirildi. Öğretmenlik hakkını elde etmiş ama atanamamış bu 350 bin insanımız bir 24 Kasım’a daha öğretmen olamamanın burukluğu ile girdiler.

Genç öğretmenler öğrencilerine kavuşup aldıkları eğitimin gereğini yerine getirerek kendi mesleklerini yapmak istemektedirler. Bu genç öğretmenlerin seslerini duyurmak için demokratik hakları olan yürüyüş yaptıkları zaman devlet üzerlerine biber gazı ve tazyikli su sıkıyor. Güya günlerini kutlayacaktım ama öğretmenlerimizin içlerini kararttım galiba yazımda.

Bu yazıyı yazmak için yaptığım araştırmada tanıdığım şu anda görevde olan ve emekli olmuş birkaç öğretmenle konuşup bilgi aldım. Ben de bilmiyordum ama ülkemizdeki öğretmenler üç kategoriye ayrılmış durumdaymış. Birinci kategori bildiğimiz atanan “Kadrolu” öğretmenler, ikincisi “sözleşmeli” öğretmenler, üçüncüsü de “ücretli” öğretmenler. Üçünün de maaşları ayrı ayrı, özlük hakları eşit değil. Aynı okuldaki bir öğretmenin kadrolu olduğu için belirli bir miktar maaş alıyor, hemen yanındaki sınıfı okutan öğretmen sözleşmeli olduğu için onun yarısından biraz fazla maaş alıyor, ücretli öğretmenler de yine mağdur kategorisindeler. Daha komik olanı da kadrolular dışında kalan öğretmenlerin maaşları her ilde farklıymış. Farklı derken doğuda olanlara devletin verdiği gibi fark anlamayın. Mesela Marmara bölgesinde komşu olan Bursa ile Kocaeli illerindeki ücretli öğretmenlerin aldıkları maaşlar birbirinden farklı. Bir standart yok bu konuda.

 

Yaptığım araştırmada edindiğim bir bilgi beni en fazla üzen konu oldu. “Madem ihtiyaç var da okulda görevlendirildiyse öğretmen neden kadrolu olmadı da sözleşmeli, ya da ücretli oldu?” diye sorduğumda bana “Maliye Bakanlığı tarafından Milli Eğitim Bakanlığı’na kadro verilmediği için, yani sadece parasal anlamda Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesi yetmediği için” şeklinde cevap verilmesi inanın beni şok etti. Kışlık külliyelere, yazlık saraylara, makam uçaklarına, zırhlı arabalara, verilen kokteyllerde içilen canavar meyvelerine para bulan devletimiz nesiller yetiştiren öğretmenleri kadrolu yapmak için para bulamıyor. Sözün bittiği yer.

 

Ülkeyi yönetenlere sesleniyorum buradan hangi meslekten olursanız olun, şu anda hangi makam ve mevkide olursanız olun, mutlaka sizi de bir öğretmen yetiştirdi, size okuma yazmayı bir öğretmen öğretti. Eğer iddia ettiğiniz gibi inanç sahibiyseniz Hazreti Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünü hatırlayın.

 

Öğretmenler Gününü kutlamak için başladığım yazımda öğretmenlerimizin içini kararttım galiba. Ama onların sorunlarını yakından öğrenince dile getirmekten geri duramadım.

Bu duygu ve düşüncelerle başta “Başöğretmen” Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, dostum, arkadaşım olan, kuzenim ve yeğenlerimi de unutmadan gerek görevde ve gerekse emekli tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyor, hepsinin ellerinden saygı ve hürmetle ile öpüyorum…

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99