Flaş Kocaeli
Halil Küçükparlak
flaskocaeli@gmail.com
Okunma Sayısı: 755
Halil Küçükparlak

Sahtekâr mısınız, yoksa tembel misiniz?

19 Kasım 2018 tarihli yazısı

Sevgili okurlarım uzunca bir süreden beri ülkemizde bir “Andımız” konusu tartışılıp duruyor. Bir kesim “Andımızı okumak istiyoruz!” diyor, diğer kesim “İstemezük!” diyor. Köprü üzerinde karşılaşan birbirine bağlı iki inatçı keçinin inatlaştığı gibi inatlaşıp duruyor her iki kesim de.

 

Şimdi öncelikle tarihsel gelişimine bir bakalım kısaca. Andımız, Türkiye’deki ilkokullarda her sabah öğrenciler derse girmeden okutulan ant. Dönemin Millî Eğitim Bakanı Reşit Galip tarafından hazırlanmış ve 1933 yılında uygulamaya konulmuştur. Daha sonra 1972 ve 1997 yılında bazı ilaveler yapılarak bugünkü halini almıştır.

 

2013 yılı Ekim ayında Türkiye'de okullarda andımız okunması uygulamasına son verilmişti. Andımızın uygulamadan kaldırılmasından sonra Türk Eğitim Sendikası'nın Danıştay'da açtığı davanın sonucunda Danıştay 8. Dairesi, düzenlemenin iptaline, yani tekrar okunmasına karar verdi.

Danıştay’ın bu kararından sonra Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı ve Adalet eski Bakanı Bekir Bozdağ, "Danıştay anayasa ve yasayı alenen çiğnemiştir" diye fikir beyan etti. Daha sonra Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı Bugün NTV Kanalına verdiği röportajda “Danıştay kararı bizi bağlamaz gerekirse Anayasa Mahkemesine gidilerek iptal edilip Andımızın okutulmaması için elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz” açıklama yaptı.

 

Peki, “elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz” diyerek neden bu kadar nefret ediliyor andımızdan? Belki daha iyi anlaşılır, tam olarak hatırlamayanlar olabilir diye “Andımız”ın metnini aşağıya yazıyorum.

“Türküm, doğruyum, çalışkanım. İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir. Ey Büyük Atatürk! Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!”

 

Andımızın metni işte böyle. Yazımın başlığında “sahtekâr mısınız, yoksa tembel misiniz?” diye sordum. Çocuklara “doğruluk” ve “çalışkanlık” aşılanmasında ne sakınca var? Hem bütün dinlerde, hem de kanunlarla insanların dürüst ve çalışkan olması istenir. Burada bir sakınca olmadığı açıkça belli.

“Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” sözüne kimin itirazı olabilir? Geçenlerde andımızın kaldırılmasını savunanlardan birisi, tanınmış bir gazeteci ve televizyoncu “Andımız senelerce okutuldu insanlar daha mı dürüst oldu, daha mı çalışkan oldu?” şeklinde yazmıştı köşesinde. Buradan Fatih Altaylı’ya da cevap vereyim, Evet insanlar daha dürüsttü eskiden, daha da çalışkandı. Şimdiki kadar ne sahtekârlık vardı ne de çeşitli hileli yollardan para kazanmak hevesi. Yani hem tembellik yapıp hem kazanmak hırsı yoktu eskiden. Eskiden, andımızla büyüyen bizler “Küçüklerimizi korurduk” şimdiki gibi ne çocuk tacizi vardı, ne çocuk tecavüzü, ne çocuk cinayeti. Andımızla büyüyen bizler “Büyüklerimize de saygılıydık”. Taşıt araçlarımızda yaşlı amcayı görünce hemen ayağa kalkar yer verirdik. Pazardan gelen teyzelerin elindeki fileleri alıp evlerine kadar götürürdük. Yurdunu ve milletini bütün uluslar çok sever neden Türk çocukları sevmesin ki? “Yükselmek ve ileri gitmek” kötü bir şey midir?

 

Karşı çıkılan bir tek konu var galiba. Andımızın “Türk’üm” diye başlaması ve “Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türküm diyene!” diyerek de bitmesi tepkileri çekiyor anladığım kadarıyla.

Türklük neden insanların tepkisini çeker? Hindistan’dan gidip ABD’ye yerleşen savcıyı hatırladınız mı? Hani Rıza Sarraf’ı tutuklayan savcı. Adam “Ben Amerikalıyım” diyor. Ama Hint kökenli olduğunu zaten açıklıyor. Kimse ona “Sen Hint kökenli değilsin” demiyor ki. Hint kökenli olduğunu inkar etmeden “Amerikalıyım” diyor. Afrika’daki sömürgelerden gelen siyahi futbolcular doğup büyüdükleri ve pasaportlarını taşıdıkları ülkelerin vatandaşı olduklarını gururla söylüyorlar. “Ben Fransız’ım, ya da “Ben İspanyol’um” diyorlar. Ama asıllarının Cezayirli veya Faslı olduğunu kimse terk et demiyor onlara.

Ülkemizde yaşayan Kürt, Laz, Gürcü, Çerkez, Arap, Arnavut tüm yurttaşlarımızın “Türk vatandaşı olarak” konuşmalarında “Ben Türk’üm demeleri gerektiğini düşünüyorum. “Ben Türk’üm” demeleri kökenlerini inkar etmelerini gerektirmez. Zaten ulu önder Atatürk “Ne mutlu Türk olana” dememiş ki, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demiş.

 

Adamın birisi çıkıyor “İsmim Fedon, soyadım Kalyoncu, babam Rum, annem Ermeni. Ben Türklüğümle gurur duyuyorum. Çoğu Müslümandan daha Türküm. Çoğu Türk’ten daha çok vatanımı seviyorum” diyor. Koluna da Atatürk dövmesi yaptırmış bunları söylüyor. Fedon “Ben Türk’üm” derken ona kimse Rumluğunu inkar et demiyor.

 

Son söz: Türklük bu kadar korkulacak bir şey değil. “Ne mutlu Türk’üm diyene!

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99