Halil Küçükparlak
flaskocaeli@gmail.com
Okunma Sayısı: 5613
Halil Küçükparlak

Kadın varsa…

08 Mart 2019 tarihli yazısı

Bugün 8 Mart, yani “Dünya Emekçi Kadınlar Günü”. Emekçi kadınlar demek aslında yanlış bir söylem bence. Sadece Kadınlar Günü dense yeterli olur. Çünkü bütün kadınlar emekçidir. Emekçi olmayan kadın yoktur ki. Kadınlar Günü nereden çıkmış, ilk nasıl başlamış gibi konuları hepimiz biliyoruz. Birçok kere anlatıldı, yazıldı, söylendi. Bilinenleri bir kere daha tekrarlamayacağım ben, bugün başka bir açıdan bakacağım olaya. Atatürk ve kadın olayını sizlere hatırlatacağım. Özellikle de televizyon ekranlarına çıkıp “Atatürk’ü sevmiyorum, sevmek zorunda değilim” deme densizliğini gösteren kadınların kafalarına dank etmesi için yazıyorum. Bugün sen bir kuma, bir cariye değil de bir bireysen, çıkıp konuşabiliyorsan Atam sayesindedir, bunu unutma diyor ve tüm kadınların Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyorum.

11 Kasım 1938. Atatürk’ün naaşı, İslam Tetkikleri Enstitüsü Direktörü Ord. Prof. M. Şerafettin Yaltkaya’nın nezaretinde yıkandı. Prof. Lütfi Aksu tarafından tahnit (bozulmaması için naaşın ilaçlanması) işlemi yapıldı. Kurşun galvanizli tabuta yerleştirildi, üzerine Türk Bayrağı örtüldü.Cenaze namazı için camiye götürülmesinin dinen şart olup olmadığı, ilk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi’ye danışıldı. Milli mücadele kahramanı Börekçi, “Atatürk’ün cenaze namazı, tertemiz hale getirdiği vatan toprağının her yerinde kılınabilir” demesi üzerine, Prof.Yaltkaya tarafından Dolmabahçe Sarayı’nda kıldırıldı.

 

15 sene sonra… Anıtkabir tamamlandı. Atatürk’ün ebedi istirahati için, Anıtkabir’deki son kontroller, inşaat başmühendisi Sabiha Rıfat Gürayman tarafından yapıldı.

8 Kasım 1953, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi histoloji kürsüsü başkanı Prof. Kamile Şevki Mutlu’nun ev telefonu çaldı. Arayan, Ankara valisiydi. “Atatürk’ün tabutunun açılması ve tahnit işleminin çözülmesi için, hükümet tarafından kendisinin görevlendirildiğini” bildirdi.

9 Kasım 1953, Prof. Kamile Şevki Mutlu, Etnografya Müzesi’nde, geçici kabirden çıkarılıp katafalkın üzerine konulan tabutun önündeydi, titriyordu. İçinden “galiba bayılacağım” diye mırıldandı. Ama dayanmak zorundaydı. Saygı duruşu yapıldı. Ve “Başlayalım lütfen” dedi. Tabutun vidalarını söktü, kapak kaldırıldı, kurşun tabutun lehimleri söküldü. Taşınma sırasında zarar görmesin diye, naaş ile tabut arasındaki boşluklar doldurulan talaşlar ıslaktı, bu iyiye işaretti, koruyucu solüsyonun uçup gitmediğini gösteriyordu. Prof. Kamile Şevki Mutlu, muşambayı göğüs hizasına kadar açtı, vücut parafinli sargılarla örtülüydü, yüzü ise, ıslak pamukla kaplıydı. Adeta zaman durmuştu. Çıt çıkmıyordu. Nefesler tutulmuştu. Prof. Mutlu, pamuk tabakasını yavaşça kaldırdı. Atatürk’ün yüzü ortaya çıktı. Hiç bozulmamıştı… Teni bronzdu. Altın saçları, rengini kaybetmemişti. Kalın kaşlarından birkaç tel kopmuş, sol göz kapağının üstüne düşmüştü. Dolmabahçe Sarayı’ndaki yatağında uyur gibiydi. Rahmetli Prof. Lütfi Aksu’nun tahniti son derece başarılıydı. Prof. Mutlu, Atatürk’le yüz yüzeydi. Yanağına dokundu, okşadı. O an neler hissettiğini hatıralarında “Bir an için sanki konuşacakmışız gibi hissettim” sözleriyle anlattı.  Atatürk’ün naaşı kurşun tabuttan çıkarıldı, dualarla kefenlendi, yeni tabuta konuldu, Türk Bayrağı’yla örtüldü, yarın Anıtkabir’de toprağa verilmek üzere, generaller tarafından ihtiram nöbetine başlandı.

 

Bu milletin yetiştirdiği en büyük insan, vefat ettiğinde bir erkeğe, toprağa verileceği zaman, bir kadına emanet edilmişti.Çünkü… 1938’de Atatürk’ün naaşını emanet edebileceğimiz en yetkin kişi bir erkek’ken, 1953’te bir kadın’dı.Çünkü kadınlar… Atatürk devrimleri sayesinde, sadece 15 sene gibi kısa sürede, erkeklerin önüne geçmeyi başarmıştı.

 

Kamile Şevki, 1924’te girdiği İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden, 1930’da mezun oldu. O tarihe kadar kadın hekimlere kamusal görev verilmiyordu, Sağlık Bakanlığı ilk kez adın hekimlere kadro verdi, Kamile Şevki patoloji asistanı oldu. 1931’de Milli Tıp Türk Kongresi’ne tek başına bildiri sundu, bu bildiri kadın hekimlerimiz adına ilk’ti. Türkiye’nin ilk kadın patoloji uzmanı oldu. Türkiye’nin ilk kadın tıp profesörü oldu. Türkiye’nin ilk elektron mikroskobu laboratuvarı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, Kamile Şevki’nin yönetimindeki histoloji kürsüsünde kuruldu. Ankara Üniversitesi Senatosu’nda ilk kadın öğretim üyesi oldu. Bugün hâlâ kendi adıyla anılan, böbreküstü beziyle alakalı “Şevki metodu”nu geliştirdi. 1987’de rahmetli oldu. Taa en başından, en sonuna kadar, Atatürk devrimlerinin eseriydi, Cumhuriyet kadınıydı.

 

Sabiha Rıfat, 1927’de, İstanbul Teknik Üniversitesi’ne kabul edilen ilk kız öğrenci olarak girip1933’te mezun olup Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi oldu. TBMM binası dahil, sayısız önemli projeye imza attı. Fenerbahçe’nin ilk kadın voleybolcusuydu. Bu konuda da erkeklerden daha başarılıydı. Üniversite öğrencisiyken, o tarihlerde, beş erkek ve bir kadından oluşankarma oynanan, İstanbul şampiyonu Fenerbahçe’nin “kaptan”ıydı. 2003’te rahmetli oldu. Çocuğu olmadı, tüm servetini şehit çocuklarının eğitimine bağışladı. En başından, en sonuna kadar, Atatürk devrimlerinin eseriydi, Cumhuriyet kadınıydı.

Dolayısıyla… 10 Kasım’ı anlayabilmek için, 11 Kasım’a bu açıdan bakmak lazım.

Atatürk varsa, kadın vardır. Kadın varsa, Atatürk vardır.

Atatürk’ü öldürmenin tek yolu, kadınları erkeğin gerisinde bırakmak, erkeğe muhtaç hale getirmektir. Cahillerin kadın haklarına, kadın eşitliğine, kadın özgürlüğüne düşman olmasının temel sebebi budur.

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99