Halil Küçükparlak
flaskocaeli@gmail.com
Okunma Sayısı: 833
Halil Küçükparlak

Fabrika müdürünün purosu

16 Temmuz 2018 tarihli yazısı

Yazılarımı devamlı takip eden okurlarımın bildiği gibi bir önceki yazımı “Yeni dönemde üniversitelere rektör olmak için profesör olmanın şartı kaldırıldığı gibi, hakimlik ve savcılık yapmak için de Hukuk Fakültesi mezunu olma şartı kaldırıldı. Hakkımızda suç duyurusu yapanlar olur, başka herhangi bir fakülteden mezun olan bir hakime düşer dosyamız, sonra ayıkla pirincin taşını. Bundan sonra çiçekler, böcekler, nesli tükenen hayvanlar gibi konularda yazı mı yazsam da başımı belaya sokmasam bu yaştan sonra diyorum. Çünkü yeni dönemde ne olacağını kimse bilmiyor, ortalık toz duman. Bekleyip göreceğiz” diyerek bitirmiştim. Toz duman ortalıktan çekilip, hava netleşinceye kadar ülke yönetimini eleştirmeyeceğim. Bugün çiçek böcek yazmadım ama ülkemizdeki hiç kimseyi eleştirmeden bir Amerikan şirketindeki olayı yazacağım. Büyük Amerikan holdinginde yönetim kurulu sene sonu değerlendirmesi yaptıkları esnada imalat fabrikalarından birinin kâr ve zarar hesaplarını incelerken, fabrika müdürünün aylığına takılmışlar ve bu ücretin çok yüksek olduğunu düşünmüşler. İçlerinden iki kişi seçerek fabrika müdürü denen bu adamın neler yaptığını bir görmelerini ve ondan sonra bu konuda karar verilmesini kabul etmişler. İki kişilik heyet bir sabah sessizce fabrikaya gitmiş ve fabrika müdürünün odasına girmiş. Gördükleri manzara şu olmuş: Fabrika müdürü elinde kahve fincanı, ağzında purosu, etrafa halka dumanlar yaymakla meşgul. Masanın üstünde ne bir dosya, ne bir kağıt, hiçbir şey yok. Bir müddet kendisi ile oradan buradan konuşan heyet üyeleri, bu müddet zarfında müdürün hiç bir işle meşgul olmadığını ve yalnız birkaç basit telefon konuşması yaptığını görmüşler. Heyet aldığı intibadan memnun, Yönetim Kurulu’na “Fabrika müdürü denilen zatın yanında bulundukları üç küsur saat zarfında hemen hemen hiçbir şeyle meşgul olmadığını ve bu bakımdan böyle basit bir iş için verilen yıllık 100.000 dolardan en aşağı üçte iki nispetinde bir tasarruf sağlanabileceğini” söylemiş. Tabii fabrika müdürü bu indirmeye razı olmamış, işten ayrılmış. Yeni maaşla çalışmayı kabul eden birçok istekli arasında bir zat yeni fabrika müdürü tayin edilmiş. Üç aydan sonra Yönetim Kurulu’na gelen imalat istatistiklerinde az, fakat dikkati çekecek kadar bir düşme başlamış. “Fabrika müdürü yenidir, tabii bu kadar acemilik olur” demişler. Altıncı ayın sonunda üretim ve kâr istatistik eğrisi bir hayli düşmüş. Hatalı üretim miktarı ise artmış. Eski heyet azaları, yeni fabrika müdürünü odasında ziyaret etmişler. Adamcağız kan ter içinde bir elinde telefon, öteki eli evrak imzalamakla meşgul, başıyla gelenlere oturmalarını işaret etmiş. Gelen giden o kadar çok ki, adamla doğru dürüst konuşmaya bile imkan olmamış. Fakat heyetin kanaati şu olmuş: “Böyle canla başla çalışan bir adam başta olduğu müddetçe işlerin düzelmemesi için hiçbir sebep yoktur, biraz daha bekleyelim.” Sene sonu gelmiş, her zaman kâr eden fabrika bilançosu zararla kapanınca Yönetim Kurulu üyeleri birbirlerine girmişler ve işi yeniden incelemeye başka bir heyeti memur etmişler. Yeni heyet müdürün odasına değil fabrikaya gitmiş ve iş başında bekleyen insanlar görmüş, sebebini sormuş. Aldıkları cevap şu: “Özel bir imalata başlayacağız. Fabrika müdürü ben gelmeden başlamayın dedi, biz de bekliyoruz. Herhalde elektrik atölyesinden bir türlü ayrılmaya vakti olmadı.” O sırada gözleri, yaşlı bir ustabaşına ilişmiş. Adamı şöyle bir kenarı çekmişler ve fabrikanın eskiye nazaran daha fena çalışmasının sebeplerini sormuşlar. Yaşlı ustabaşı içini boşaltmak ihtiyacını uzun zamandır hissetmiş olacak ki, “Baylar” demiş: “Eski müdürümüz teferruatla uğraşmaz, ileriye ait planlar yapar, işi bize bırakır, biz de normal zamanlarda onu rahat bırakırdık. Ani, içinden çıkamayacağımız olağanüstü bir problemle karşılaştığımız zaman ancak ona başvururduk ve o zaman da bilirdik ki o bizim bu sorunumuzu çözecek. O hakiki fabrika müdürü idi. Güler yüzlü idi. Purosunu içer, bizimle şakalaşır, fakat hepimiz için düşünürdü. Şimdiki müdür de çok dürüst, iyi niyet sahibi, hatta çok daha çalışkan bir adam. Fakat o hiçbirimize güvenmiyor, her işin kendisi tarafından görülmesini istiyor. Yani o bizim yerimize ustabaşılık yapıyor. Tabii biz de amele çavuşu mertebesine düşüyoruz. Hadi neyse bunu sineye çekelim ama fabrika müdürlüğü boş kalıyor. Elinde purosu ileriyi görmeye çalışan, tedbir alan, düşünen adamın yerinde kimse yok.” Eski fabrika müdürünü tekrar oraya getirmek isteyen yönetim kurulu, bir senelik acı tecrübesinden sonra 100.000 yerine 150.000 dolarla onu ancak gelmeye razı etmiş. Sözün özü: Demek ki neymiş? Tüm yetkiler bir tek kişide toplandığı zaman o fabrikada, o şirkette, o işyerinde, sizin anlayacağınız hiçbir yerde işler düzenli yürümüyormuş. Yetkilerin alt kademelerdeki sorumlu kişilere dağıtıldığı bir organizasyon daha başarılı oluyormuş. Denenmiş yönetim tarzları varmış, Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yokmuş

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99