Halil Küçükparlak
flaskocaeli@gmail.com
Okunma Sayısı: 758
Halil Küçükparlak

KOMEK’in Osmanlıcısı mı, Osmanlı’nın KOMEK’i mi?

26 Nisan 2018 tarihli yazısı

Sevgili okurlarım pazartesi günü telefonumun mesaj kutusuna bir mesaj düştü aynen şöyleydi:

Gazeteci Yazar Serdar Tuncer’in “Osmanlı’da ve İslamiyet’te aile yapısı” konulu seminerinin ardından kursiyerlerimizin “Gönülden Renkler” temalı eserlerinin sergileneceği Kongre Sarayı’ndaki Gölcük ilçe sergimize katılımınız bizleri onurlandıracaktır.

 

Mesajı okuduktan sonra gitmeye karar verdim. Laf aramızda zaten gidecektim, çünkü iki baldızım da bu kursa katılmış, ailedeki herkese çok güzel giysiler dikmişlerdi. Ailedeki kızlara diktikleri yetmiyormuş gibi hızlarını alamayıp bana bile pijama diktiler, tabii ki onların sergilerini gidip görecektim. Neyse kendimden daha fazla bahsetmeyeyim de gelelim sergiden önceki seminere.

Tam başlama saatinde seminerin yapılacağı Gölcük Belediyesi Kongre Sarayı’na gittim. Sergi salonunun yanında bulunan konferans salonunda yapılacağını sanıyordum ama binanın önündeki ağaçlık alanda sahne hazırlanmıştı ve sandalyeler dizilmişti. Konuşmacı Serdar Tuncer gelene kadar izleyiciler sıkılmasınlar diye canlı orkestra eşliğinde türkü ilahi karışımı müzik sunumu yapıldı. Daha sonra Serdar Tuncer gelerek sahneye çıktı. İsmen hatırlamamıştım ama görünce simasını hatırladım, bazı kanallarda şiirler okurken rastlamıştım özellikle ramazan programlarında.

 

Seminerin konusu “Osmanlı’da ve İslamiyet’te aile yapısı” olarak belirlenmişti. Serdar Tuncer önce İslamiyet’te aile yapısına değindi. Ailelerin çocuklarına karşı görevlerinden bahsederek, güzel bir isim konulması ve çocuklara iyi örnek olarak terbiye edilmesi ve ahlaklı nesiller yetiştirilmesi gerektiğini söyledi.

 

Serdar Tuncer konuşmasının aralarında günümüz şairlerinden güzel şiirler okuyarak renklendirdi. Daha sonra geldi Osmanlı meselesine. Geçmiş nesilleri anlamadığımızı dile getirdikten sonra Osmanlı Padişahlarının şiirler yazdığını belirtti. Ben de biliyordum bazı padişahların şiir yazdığını ama 36 padişahtan 33’ünün şiir yazdığını söyleyince şaşırdım. Zaten birisi çocuk yaşta tahta çıkmıştı, birisi de akıl hastasıydı. Geri kalanların hepsi şairmiş. Demek ki yazılı olmayan bir kural varmış şiir yazmayan padişah olamaz diye sanki. Kanuni Sultan Süleyman’ın yazdığı bir şiiri mikrofonda seslendirdi Serdar Tuncer. Tabii dinleyenlerden hiç kimse hiçbir şey anlamadı. Hatta şiirin sonunda “Bitti burada alkışlayabilirsiniz” dedi.

 

“Osmanlı’da halkın dili de, sarayın dili de birdi” demesi üzerine dayanamadım “Hayır, öyle değildi” diye söylendim kendi kendime. Keşke imkan olsaydı da seminer şeklinde değil de, panel şeklinde olsaydı, biz de fikirlerimizi söyleme imkanı bulsaydık. Uzun uzun tartışırdım Serdar Tuncer’le bu konuyu. Gerçi panel olsa da bizi konuşturmazlar ya, her neyse. Ben de söylemek istediklerimi buradan yazayım. Osmanlı’da halkın dili ile sarayın dili bir değildi, saray ve etrafındaki bir takım insanlar Türkçeye biraz Arapça, biraz Farsça katarak kendilerince ürettikleri Osmanlıca dilini konuşur yazarlardı. Anadolu halkı Türkçe, öztürkçe, bildiğimiz şimdikine yakın bir Türkçe konuşuyordu.

 

Bunu şöylece ispatlayarak yazıma son vermek istiyorum. Osmanlı zamanındaki ne padişahların yazdıkları şiirleri, ne de saraya yakın şairlerin yazdıkları şiirleri şimdi hiç kimse anlamaz, anlayamaz. Ama yine aynı dönemde yaşayan hatta daha bile eski dönemlerde yaşayan Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’nin, Kaygusuz Abdal’ın, Köroğlu’nun şiirlerini açıp şu andaki bir lise, hatta ortaokul öğrencisi okur ve hiç eksiksiz ne söylediğini anlar. Bu kadar basit.

Kendinden de örnekler verdi Serdar Tuncer. Ağdalı bir lisan kullanmak sanki marifetmiş gibi. Kendisi evlenirken yazdığı düğün davetiyesini okudu. “Mahdumumuz Serdar ile kerimemiz falanca hanımın desti izdivaçlarına teşrifinizi arz ederiz” diye yazdırmış. İçimden “Öyle yazdırdın da iyi halt ettin, kimse bir şey anlamamıştır” diye geçirirken kendisi itiraf ederek “Babam gelen telefonlara ‘dükkan açmıyoruz, oğlanı evlendiriyoruz’ diye cevap vermekten yorulmuştu” diye konuştu.

 

Şiirlerini dinleyip konuşmalarını izlerken içimden “Ne zaman siyasete girecek?” diye düşünürken hemen kıyısından girdi, toplantıdaki bayanlara seslenerek “Siz hanım kardeşlerim şu anda evlerinizde belki de geleceğin cumhurbaşkanını yetiştiriyorsunuz kim bilir? Belki de sizin çocuğunuz uzun boylu, iyi şiir okuyan birisi olacak, geleceğin cumhurbaşkanı olacak” deyiverdi.

İşte size bir KOMEK ve seminer hikayesi sevgili okurlarım.

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99