Düşünüyorum da…
İnsan, karşısındakini ne kadar da kolay yargılıyor. Bir bakış, birkaç cümle, belki tek bir davranış…
Ve hemen hüküm veriliyor. Sanki bir insan, birkaç saniyeye sığabilecek kadar basitmiş gibi. Oysa kimse kimsenin hikayesini gerçekten bilmiyor. Kimse, bir başkasının neler yaşadığını, hangi gecelerde uykusuz kaldığını, hangi acılarla sessizce mücadele ettiğini görmüyor. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içinde, belki de görünmeyen bir savaş sürüyor
İnsanlar en çok da bilmedikleri yerlerden konuşuyor. Görmedikleri yaralara dokunuyor, anlamadıkları duygular üzerine hüküm kuruyor. Üstelik bunu yaparken kendilerinden o kadar eminler ki… Sanki hayatın en doğrusunu çözmüş, en iyisini yaşamış gibi. Belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor. Başkalarını anlamaya çalışmak yerine, onları tanımlamaya çalışıyoruz. Oysa tanımlamak sınır koymaktır. İnsan ise sınırları olan bir varlık değil; sürekli değişen, dönüşen, derinleşen bir hikayedir.
İşte tam da bu yüzden:
Zahid, bizi tan eyleme.
Bizi gördüğün kadar sanma. Sustuklarımızı bilmeden konuşma. İçimizde taşıdığımız yükleri görmeden, attığımız adımları yargılama. Çünkü herkesin içinde görünmeyen bir mücadele vardır ve o mücadele, dışarıdan bakıldığında asla anlaşılmaz.
Bırak biraz eksik kalalım gözünde.
Bırak bizi tam olarak çözemeyesin.
Çünkü insan, anlaşılmadığında değil; yanlış anlaşıldığında incinir.
Ve belki de en doğrusu şudur:
Birini gerçekten tanımadan önce, onu yargılamaktan vazgeçmek.
Zahid…
Bizi tan eyleme.
Yorum Yaz
Yorumlar
FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ
Tel: 0555 819 86 99