Okunma Sayısı: 1224

BİR ÇARIK , BİRDE POST

10 Ocak 2016 tarihli yazısı

Geçenlerde Semerkand Radyo’da bir programa tevafuk ettim. Tarihçi yazar Mümin Munis Bey ile Türkolog Davut Bayraklı hocamın hazırlayıp sunduğu bu program fikirden, sanata ve tarihi olaylardan, güncel mevzulara değin birçok konuyu içinde barındırıyor. Tevafuk ettiğim bölümde Sultan Gazneli Mahmud etraflıca konuşuluyordu. Dikkatimi çekti. Ayrıca program vesilesiyle Tarihimizde mihenk taşı olmuş ve yaşadıkları çağa yön vermiş şahsiyetlerin anlatıldığı “Emir” adlı kitaptan haberdar oldum. Mostar Yayınları etiketiyle yayımlanan bu kitap, Mostar Dergisi’nin 2016 yılı abonelerine armağanı olacakmış. Böylesi nitelikli çalışmaların yapılıyor olması “piyasa yayıncılığı” anlayışının fındık kabuğunu doldurmaz mevzularla pazarlanan kitapları karşısında daha da kıymetli geliyor bana.

****

Hz. Mevlana (k.s) mesnevide geçen hikâyelerde Gazneli Mahmud döneminde sarayda yaşanan bir hadiseyi içinden ibretler çıkaracağımız üslupta ele almış.

 

Gazneli Mahmud’un has kölesi Ayaz, saraya geldiği ilk günden itibaren üstünde olan postuyla çarığını bir odaya asmış, o günleri unutmamak için onları orada tutuyordu. Odanın kapısına kilit vurmuştu ve kimseleri oraya sokmuyordu. Ayaz her gün bu adaya gelir, orada oturur ve kendi kendine “Boşuna büyüklük taslama işte çarığın işte postun” derdi. Düşmanları onun sultana olan yakınlığını kıskandıkları için, Ayaz’ın bu odada altın, gümüş biriktirip sakladığını düşünerek aynı zamanda sultanın gözünden düşürmek için şikâyette bulundular.

“Sen bu kadar değer veriyor, bu kadar ihsanda bulunuyorsun, o ise senden çaldığı altınları ve gümüşleri bir odaya kitlemiş oraya kimseyi sokmuyor” dediler.

Sultan bunu söyleyenlere,

“Gece yarısından sonra o odanın kilidini açarak içeriye girin, oradaki altınları ve gümüşleri size bağışladım. Fakat neler gördüğünüzü gelip bana anlatacaksınız” dedi.

Adamlar sevinerek sultanın huzurundan ayrıldılar. Sabırsızlıkla beklemeye başladılar. Gece yarısı olduğunda kapının kilidini kırarak içeriye girdiler. Fakat o da ne? Orada bir çift çarık ve eski bir post’tan başka hiçbir şey yok. Belki de gömmüştür dediler ve odayı kazmaya başladılar. Fakat yine de bir şey bulamadılar. Yaptıklarından pişmanlık içerisinde Sultan’ın huzuruna çıktılar ve tüm olanları anlattılar.

 

****

Sultanın güven ve feraseti, idarecide olması gereken ahlâk ve basireti örnekliyordu. Ayaz’ın düşmanları ise gurur, kibir gibi insana zarar veren sıfatlardan kurtulamadığı için küçük düşmüştü. Feraset kelime olarak derin bir tasavvufî manaya sahip. Söz konusu izahlara göre feraset, varlık veya hadiselerin perde arkasını görmeye, bir meseleyi doğru ve hızlı değerlendirmeye, çabuk kavrayıp, hükümde isabet etmeye dendiği gibi zahirdeki emarelerden hareketle akıl yürütüp işin iç yüzüne vâkıf olmaya denir. Her dönemde yönetime yakın olan insanların farklı karakterlerde olabileceği tarihi bir gerçekle anlaşılıyor. Feraset sahibi idarecinin herşeye rağmen süreci güzel bir strateji ile yönetmesi de sarsılmaz bir “ahlâk” ölçüsüne ve eksiği gediği olmayan bir “adalet” anlayışına bağlı.

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

HALİT TAŞ - 11 Ocak 2016 22:51
Maşallah Utku abi allah razı olsun
Muharrem topal - 11 Ocak 2016 11:56
Utku abi ağzına sağlık Allah CC kolaylık versin

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99