Flaş Kocaeli
Okunma Sayısı: 1137

İLETİŞİM ÇAĞINDA İLETİŞİMSİZLİK

01 Nisan 2015 tarihli yazısı

İnsanı tedirgin eden bir kalabalıkta devre dışı kalan ilk şey iletişimdir. Aslında bu çağımızın sorunu olarak başucumuzda duruyor. İletişim bağlarımızın zedelenmesinden bahsetmiyorum. Aslında hiç olmadığından dem vuruyorum. Modern ve hatta postmodern teknolojinin üzerimize hücum ettiği bir zamanda yaşıyoruz. Teknolojiye yetişebilmek için harcanan zaman ve enerji de aynı hızda sürüyor. Her şeyin akıllısı yapılıyor artık. Akılı ev, akıllı telefon… Aslında tüm bunların tahakkümü altında olduğumuzu görmek güç değil. Şöyle bir etrafımıza baksak kâfi… Alışverişi bile internet üzerinden yapar hale geldik. Sonuç olarak alışkanlıklarımızın ve önceliklerimizin değiştiğini müşahede ediyoruz. Bu değişim sayısal zekâyı geliştirip, duygusal zekâya durağan bir dönem yaşatıyor. Bu gelişim olaylar arasındaki kıyas ve yorum yeteneklerimizi zayıflatıyor. İlişkilerde yaşanan problemleri çözmede zorlanıyoruz. Ya da doğru yöntemleri kullanamıyoruz. Çözülemeyen her problem iletişimsizliğe doğru ivme kazandırıyor. İletişim demişken kitabın buradaki rolü halen başat kabul edilebilir mi tartışılır. Ama asıl sorun bu değil. Daha fenası bu gidişle nitelikli edebiyat eserlerini mumla arayacak olmamızdır. Öyle ya şimdilerde kitapçı vitrinlerini süsleyen (fakat sadece süslemeyi başarabilen!) içi dondurulmuş hazır gıdalar gibi tatsız tuzsuz pop kitapları ala okuya nitelikli olanı unutacağız. İnsanın başını döndüren bir çağdayız. Hızın gücü zihinlerimizi büküyor. “Alt tarafı birkaç kitap. Ne çıkar ki bundan?” diyemeyiz. Kitaplar ucuz bir para kazanma aracına da dönüyor bu alt yapı kurulunca.

Öte yandan oturduğumuz yerden işlerimizi halletmenin, ziyarete gideceğimiz anne, baba veya arkadaşlarımıza telefon edip hal hatır sormanın makbul bir değer haline geldiği zamanları yaşıyoruz. Peşinden “bak bir şeye ihtiyacın olursa beni ara” diye de yetiştiriyoruz. Rahmetli dedem geçtiğimiz yıl 97 yaşında hakkın rahmetine kavuştu. Onu ziyarete gittiğimizde şöyle derdi: “Oğlum bizim bir şeye ihtiyacımız yok, kapıyı gözlüyoruz, kapı çalınıp kim geldiyse onunla mutlu oluyoruz.” Bu mutluluk öyle bir mutluluk ki yüz yüze ve kalplerin karşı karşıya gelmesine bağlı. Gözlerden derinliklere ulaşan bakışların iç dünyada yer bulması… Teknolojik iletişimi kullanalım derken fıtrat gereği olan ihtiyaçları unutuyoruz çoğu zaman. Ölçünün burada gözetilmesi gerektiğini hiç akla getirmiyoruz. Allah, insanı fıtrat gereği birbirine ihtiyaç duyacak şekilde, birbirini tamamlayıcı yaratmış. Öyleyse yalnız değil beraberlik içinde olmamız lazım. Budan dolayı aynı ev içinde bile bütünlüğe ihtiyaç var. Bütünlük tüm insanların arasında olan hukukun yerli yerinde irade edilmesiyle tamalanır. Höşgörü ile devam eder. Aynı ev içinde ayrı dünyalarda olmayalım.
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Üstad Necip Fazıl’ın bu mısralarını okuduğumda aklıma hep kökü mazide olan bir aile geleneğinin çağın gereksinimlerine uymak maksadıyla bozulmaya zorlanmış olduğu düşüncesi gelir. Şiirinde kuşaklar arasındaki uçurumu anlatırken, aynı zamanda bunu oluşturan sebepler hakkında bize ipucu veriyor şair. Eğer siz aynı ev içinde bulunduğunuz halde iletişimsizlik yaşıyorsanız sonuç belli. Önce kendi ebeveynlerimiz ile ortak meselelerimiz azalacak. Sonrasında bireysel hareket edilecek, derken herkes sınırlarını kendisinin belirlediği bir alan içinde koşturacak… Sonuç hep aynı: Etrafımızda insanlar olmasına rağmen biz bu kalabalığın içinde yalnız kalacağız.

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99