Bazı kayıpların sesi çıkmaz. Bir eşyanın yer değiştirmesi gibi sessiz, bir mevsimin fark edilmeden geçmesi gibi usulca gelir. Bir sabah aynı sokaktan geçersiniz; kaldırım aynıdır, binalar yerindedir, gökyüzü yine üzerinizdedir… ama içinizden bir şey eksilmiş gibi olur. Sanki o sokak artık sizi tanımıyordur, siz de ona ait değilmişsiniz gibi. İşte insanın kendi yerinde, kendi hayatının içinde yabancı hissetmesine verilen o derin duygunun adı: solastalji.
Gitmeden özlemek…
Kaybetmeden yas tutmak…
Ayrılmadan hasret duymak…
Ne kadar tanıdık geliyor değil mi?
Solastalji, insanın hâlâ içinde yaşadığı yere, zamana ya da hayata karşı duyduğu içsel uzaklıktır. Kavram ilk olarak filozof Glenn Albrecht tarafından, çevresel ve toplumsal değişimlerin insan ruhunda açtığı boşluğu anlatmak için kullanılmıştır. İnsan bulunduğu yerden fiziksel olarak ayrılmaz ama o yerin ruhu değişmiştir.
Bazen bu bir mahallenin değişmesidir. Çocuk seslerinin yankılandığı sokakların sessizleşmesi, dut ağacının gölgesine park eden arabaların çoğalması, pencereden pencereye uzanan komşulukların yerini kapalı perdelerin alması… Aynı yerdesinizdir ama artık aynı duyguda değilsinizdir.
Bazen de mesele yalnızca mekân değildir; zamanın kendisidir.
Bayram sabahları eskiden daha başka doğardı sanki. Kalabalık sofralar, mutfaktan taşan telaş, büyüklerin elleri, küçüklere uzanan şekerler… Şimdi her şey daha düzenli belki ama daha eksik. İnsan bazen geçmişi değil, geçmişte hissettiği aidiyeti özler.
Belki de çağımızın en büyük yorgunluğu burada saklı.
Her şey çok hızlı değişiyor. Şehirler büyüyor, hayatlar hızlanıyor, insanlar çoğalıyor ama temas azalıyor. Kalabalıklar içinde daha yalnız, evlerin içinde daha sessiz, ekranların başında daha yorgunuz. Aynı evde oturup eski huzurumuzu arıyoruz. Aynı şehirde yaşayıp eski kendimizi bulmaya çalışıyoruz.
Belki de en çok bunun için içimizde açıklayamadığımız bir boşluk dolaşıyor.
Çünkü bazı yerler sadece taş ve topraktan ibaret değildir; anılarla örülür, seslerle şekillenir, kokularla hafızaya kazınır. Bir yer değiştiğinde bazen sadece görüntü değişmez, insanın içindeki bir parça da yerinden oynar.
Ve belki asıl mesele şudur:
Biz geçmişi değil, geçmişte kaybettiğimiz kendimizi özlüyoruz.
Çünkü insan bazen en büyük gurbeti, kendi evinin içinde yaşar; en derin özlemi ise hâlâ içinde bulunduğu hayata duyar.
Yorum Yaz
Yorumlar
FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ
Tel: 0555 819 86 99