Sevgili okurlar,
Bu makalenin başlığından hareketle içeriğin hangi çerçevede ilerleyeceği büyük ölçüde tahmin edilebilir. Yaklaşık bir aydır devam eden ve İran,İsrail ve Amerika’nın başaktörler olarak yer aldığı savaşa değinmek, güncelliği ve bölgesel etkileri nedeniyle önemli bir gereklilik halini almıştır. Bu denli önemli ve ülkemize coğrafi olarak yakın bir çatışmaya değinmemek, yazınsal ve toplumsal sorumluluk açısından eksiklik olacaktı.
Sürecin başlangıcından itibaren Amerika ve İsrail tarafından saldırıların “önleyici müdahale” niteliği taşıdığı ifade edilmiştir. Bu söylem, İran’ın nükleer silah faaliyetlerini engelleme ve küresel güvenliği koruma gerekçelerine dayandırılmaktadır. Ancak söz konusu tehdidin somut kanıtlarla yeterince desteklenmediği yönünde görüşler bulunmaktadır. Bu noktada tartışmanın odağında küresel güç dengeleri ve hegemonya mücadelesi yer almaktadır.
Amerika’nın İsrail ile yakın ittifakı çerçevesinde küresel ölçekte sürdürülebilir bir hegemonik düzen kurma çabası içinde olduğu ileri sürülmektedir. Bu yaklaşım küreselleşmiş ekonomik yapılar ve uluslararası şirket çıkarlarıyla ilişkilidir bence. Ayrıca İsrail’in tarihsel ve siyasal referanslarla toprak genişletme politikalarının da bölgesel gerilimleri arttırdığı su götürmez bir gerçektir.
Tüm bu gelişmeler, uluslararası güç dengesinin yeniden şekillendirilmesi ve belirli güç odaklarının etkisinin artırılması çabaları olarak da yorumlanabilir. İran’ın jeopolitik konumu bu bağlamda stratejik önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra ülkenin sahip olduğu zengin ham petrol rezervleri, küresel enerji politikaları açısından belirleyici bir unsur olarak öne çıkmaktadır. Enerji kaynakları, günümüzde ekonomik ve siyasal gücün temel belirleyicilerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Baskıcı yönetim anlayışlarını hiçbir zaman savunmadım, savunmam da.Gücün denetlendiği, farklı seslerin bastırıldığıhiçbir düzen insan onuruyla bağdaşmaz. Ancak bugün gelinen noktada, “mutlak güç” adına yürütülen savaşların doğurduğu sonuçlar, bu itirazın çok daha ötesinde bir vicdan meselesine dönüşmüş durumda.
Savaşın en ağır yükünü cephede silah tutanlar değil, çoğu zaman hayatını sürdürmeye çalışan siviller taşıyor. Yıkılan evler, dağılan aileler, yarım kalan hayatlar…Sayılarla ifade edilen kayıpların her biri, aslında bir insan hikayesi. Bu yüzden,siyasi hesaplar uğruna masum insanların yaşam hakkının ellerinden alınması, hangi gerekçeyle olursa olsun kabul edilemez.
Sosyokültürel çeşitliliği, bilimsel birikimi ve sanat geleneğiyle insanlık tarihine önemli katkılar sunmuş kadimİran medeniyetini, yalnızca jeopolitik çıkarlar üzerinden değerlendirmek, insanlığın ortak hafızasını görmezden gelmektir.Nitekim dünyaca ünlü şair Ömer Hayyam, yüzyıllar öncesinden bugüne seslenen dizelerinde insanlığın temel açmazını ne kadar da sade anlatır:
Ya sırtımıza alıp taşıyoruz
Ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz;
Öğrenemedik bir türlü
Yan yana yürümeyi.
Sevgiyle kalın.
Yorum Yaz
Yorumlar
FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ
Tel: 0555 819 86 99