Toplumumuzda Temel Sorun Aile İçi İletişimin Yetersizliğidir

İnsan, öğrenerek gelişim gösteren bir varlıktır.Bu öğrenme süreci, anne karnında başlar ve yaşam boyu devam eder.Ancak en temel öğrenimler; erken çocukluk dönemi dediğimiz 0-2 yaş aralığında gerçekleşir ve okul öncesi döneme dek aktifliğini korur.Bu süreç, çocuğun; fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişiminin desteklenmesinde oldukça önemlidir. Ergenlik ve sonrasında; algılarımızın, düşüncelerimizin, duygularımızın, tutum ve davranış özelliklerimizin temelinde, bu dönemin izlerine rastlamaktayız.

İLETİŞİM AİLEDE BAŞLAR
Her aile, çocuklarının sağlıklı ve başarılı bir yaşam sürmesini ister. Günümüzün zor koşullarında bile, ebeveynlerin bu konuda ne denli fedakarlık gösterdikleri aşikârdır. Ancak aile bireylerinin tümü için yapılabilecek en büyük yatırım, aile içi sağlıklı iletişim özelliklerine gerekli özeni göstermektir.Çocuklar; izler, algılar, yorumlar, hisseder ve kaydederler. Tüm bu kayıtlar, ihtiyaç anında ortaya çıkacak kayıtlardır. Yapmış olduğum seanslarda çoğu zaman: "Bu çocuk neden böyle davranıyor" sorusuyla karşılaşmaktayım. Bu sorunun kökenini araştırırken ailelerin; çocuklarının ve evliliklerinin geçmişiyle, "suçluluk" duygusuyla yüzleşmeleri kaçınılmaz bir gerçektir.
DEĞER VERİN
İnsan, yaradılışı gereği ilişki kurma ihtiyacı duyar. Bu ilişkilerin kurulmasında temel faktör, yazılı, sözlü ve sözsüz (jest, mimik) iletişim modellerinin kullanılmasıdır. Bebekler de doğdukları andan itibaren bu ihtiyacı doyurmaya çalışır. İlk olarak anne göğsüne tensel temas ve bakışlarla kurulur ilişkiler. Sonrasında öğrenmelerle gelişerek devam eder. Kişi, uygun göz teması ve beden duruşuyla etkin biçimde dinlendiği bir ortam sayesinde, aktif dinlemeyi öğrenir. Çocuklar için de durum böyledir. Dinlendiğini hisseden çocuğun; benlik değeri (değerlilik hissi), güvenlik algısı, dayanışma duygusu ve sorumluluk duygusu gelişir. Böyle bir ortam, ebeveyn ve çocuklar arasında güçlü bağların oluşabilmesinde de oldukça etkilidir.
EVLİLİKTE İLETİŞİM
Ailelerde iletişimsel kazaların sıklığı dikkat çekici düzeydedir. Bu kazalar sebebiyle oluşan krizler, aile içi çatışmaların oldukça artmasına sebebiyet vermektedir. Bu tarz durumlarda ya kendimizi doğru ifade edemediğimizi düşünerek yanlış anlaşılmakta, ya da karşı tarafı aşırı suçlayıcı tutum sergileyerek krizin daha da büyümesine neden olmaktayız. Söz konusu kriz üzerinde farkındalığın sağlanamadığı durumlarda ise, gerek eşler arasında gerekse anne babalar ve çocuklar arasında kronikleşen ilişkisel problemler yaşanmaktadır.
UZMAN YARDIMI GEREKLİ
Aile içi yaşanan sorunlar sebebiyle; eşlerde, mutsuz ve yıpratıcı karı-koca ilişkisi ile birlikte; depresyon, anksiyete bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları, konversiyon bozukluğu ve psikosomatik rahatsızlıklar gibi bir çok psikolojik problemin kapıları aralanmış olur. Böyle bir ortamda yetişen çocuklarda ise; kaygı bozuklukları (okul fobisi, yaygın anksiyete bozukluğu vb.), yeme bozuklukları, alt ıslatma (enürezis), tırnak yeme (enkoprezis), dikkat dağınıklığı, ileri derecede dürtüsellik (hareketlilik), söz dinlememe ve ergenlik çağı sorunları sıklıkla rastladığımız problemlerdir.
Ailesel ve bireysel olarak yaşanılan sıkıntıları tanımlayabilmek, bu konudaki farkındalığı arttırabilmek, süreci kontrol edebilmek ve başedebilmek için, alanında uzmanlaşmış kişilerden bu konuda mutlaka destek alınması şarttır.
'Mutlu' bir yaşam sürmeniz dileğiyle,
Uzman Psikolog Betül ÇELİK SÜZEN

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99