TUĞBA TEKELİ - Ertelemek !!!
Flaş Kocaeli
TUĞRA KUYUMCULUK
TUĞBA TEKELİ
TUĞBA TEKELİ

Ertelemek !!!

18 Mart 2026 tarihli yazısı

Bazen insanın içinden, hiçbir sebep yokken eski bir şarkı geçer. Ya da bir kokunun peşine takılır hatıralar… Bir anda kendini, yıllar öncesine ait bir sofrada, kalabalık bir evde ya da artık sesi hiç duyulmayan birinin gülüşünde bulursun. O an anlarsın ki, zaman sadece ileriye doğru akmıyor; bazen kalbin içinde geriye doğru da yürüyebiliyor.

 

Eskiden her şey gerçekten daha mı güzeldi, yoksa biz mi o günlerin kıymetini şimdi daha iyi anlıyoruz, bilinmez. Ama kesin olan bir şey var: O zamanlar hayatta her şey bugünkünden daha azdı belki, ama daha doluydu. Sofralar daha sadeydi ama daha uzun sürerdi. Kahkahalar daha içtendi. Büyüklerimiz vardı… Bir evin direği gibi, gölgesiyle bile güven veren insanlar. Onlar varken dünya biraz daha yavaş döner, hayat biraz daha anlamlı gelirdi.

 

Şimdi dönüp baktığımızda eksilen sadece insanlar değil; o anların içindeki sıcaklık, o yavaşlık, o “an”ı gerçekten yaşayabilme hali. Belki de bu yüzden geçmişe duyduğumuz özlem, sadece yaşanmış günlere değil; içimizdeki o sade, saf halimize…

 

Bugün elimizde çok daha fazlası var. Bu fazlalık pek çok şeyi hızlandırdı. Telaş halinde yaşıyoruz içinde bulunduğumuz bu kısa zamanı. Sofralar daha az kalabalık, sohbetler daha kısa. Akşam ezanıyla girdiğimiz evde çay demleyip türlü hikayelerle zamanı uzattığımız anlar artık yok. Herkes daha çok kendine zaman ayırmak istiyor ve pek de başkasını umursamıyor. Bu kendini sevme, koruma halini kalkan gibi kullanıyoruz nicedir. Televizyon bile eski heyecanını kaybetti yerini sosyal medya aldı. İçimizde eksik olan şeyler günden güne büyüyor. Birbirimizle paylaştığımız şeyler derinliğini kaybetti. O günlerin ruhunu bugüne taşımayı öğrenmemiz gerekiyor yeniden. Bir gün bu yaşadığımız günler de ‘eski’ olacak, bunu hatırlatmalıyız kendimize ve çevremizdekilere. Aslında pek çok kişi aynı dertten muzdarip. Konuşmalarda sıkça yaşadığımız zamanı eleştiriyor çoğunluk, yakınıyor o donuk halinden şimdiki zamanın. Yine de elimizden geleni yapmıyoruz kanımca. Kelimelerde sınırlı kalıyor tüm istekler.

Belki diyorum herkes kendine dönüp bir baksa, nasıl yaşadığına, neleri unuttuğuna. Ama kimsenin zamanı yok bu denli. Freni patlamış kamyon gibi yaşıyoruz hayatı. Durup dinlemeye imkan yok! Birbirinin aynısı günler geçiriyoruz, birbirinin aynısı insanlar olmuşuz. Farklılıklara da zaten tahammülümüz yok. Yine de buna rağmen beklentilerimiz yüksek, ‘olmak’ uğruna yırtınıyoruz. Bu oluş hali insanda aslında hiç bitmeyen bir hal. Yine de olduğumuz şeye bakmadan, kendimizdekinin kıymetini bilmeden, yeni bir hale bürünmeye çabalıyoruz.

 

Bugün her şey elimizin altında evet ama hiçbir şey içimize dokunmuyor. Kaç kişi kaldı ki hala şiir okuyan? Ha bir de masallara inanan? Zaman zaman bu iki soru aklımı çok kurcalıyor. Böyle hatıramızda kalan gibi bir haz alamıyoruz yaşamdan. Hızla tüketiyoruz; anları, insanları, duyguları… Durmadan koşuyoruz ama nereye yetiştiğimizi bile bilmiyoruz. Bir şeyleri kaçırmamak için acele ederken, aslında en kıymetli olanı—yaşamayı—kaçırıyoruz.

 

Dünya hâlâ olabildiğince güzel. Güneş aynı sıcaklıkla doğuyor, kuşlar aynı içtenlikle ötüyor, rüzgâr hâlâ yüzümüze dokunuyor. Ama biz bakmıyoruz. Görmek için yavaşlamak, hissetmek için durmak gerekiyor. Ve biz bunu unutuyoruz.

 

Belki de sorun zamanın hızlanması değil…
Biz, durmayı unuttuk.

 

Şimdi kendine sorman gereken tek bir soru var:
Gerçekten vaktin mi yok, yoksa yaşamayı ertelemeyi mi seçiyorsun?

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99