Flaş Kocaeli
Cüneyt Karaman
ckaraman2000@yahoo.com
Cüneyt Karaman

Bu Hafta Ne Okuyalım Ne Dinleyelim 2

06 Mayıs 2021 tarihli yazısı

Ne okuyalımda bu hafta Romain Gary’den “Cennetin Kökleri “ var. Asıl adı Roman Kaçev olan Romain Gary 1914 yılında Litvanya’da dünyaya geldi. Ailesiyle önce Polonya’ya ardından Fransa’ya göç etti. Roman olan ismini de isminin Fransızca karşılığı olan Romain’e çevirdi.
 
Soyadınıda  Rusça yanmak anlamına gelen Gary olarak değiştirdi. Bunu neden yaptığını da “Gece Sakin Geçecek” adlı kitabında şu şekilde açıklıyor. Kendimi ciddi bir mahkemede test etmek istiyorum. Bu nedenle beni yakıyorum ve yeni kimliğime geçiyorum. Romain Gary İkinci Dünya Savaşı’nda savaş pilotu olarak görev yaptı. Birçok madalya kazandı.
 
1945 yılında ilk romanı “Polonya’da Bir Kuş Var”ı yayınladı. Aynı yıl Fransa Dışişlerine girdi ve çeşitli ülkelerde diplomat olarak görev yaptı. 1956 yılında yazdığı “Cennetin Kökleri” romanıyla Goncourt edebiyat ödülünün sahibi oldu. 30’un üzerinde kitap yazdı. Ama her meyve veren ağacın başına gelenler onunda başına geldi ve eleştirilerden büyük ölçüde nasibini aldı. Geçen zaman içerisinde eleştirmenler onu sürekli kendini tekrar eden hatta gününü doldurmuş bir yazar olarak nitelendimeye başladılar.
 
Nitekim 1975 yılında Emile Ajar isimli bir yazar “ Onca Yoksulluk Varken” isimli kitabıyla Goncourt ödülünü aldığında eleştirmenler sonunda Romain Gary’den  daha iyi bir yazarın ortaya çıktığını düşünerek “Kral öldü yaşasın yeni kral” diyerek haykırmaya başladılar. Ama kralın söyleyecek son bir sözü daha vardı. Bir ömre diplomatlık, yazarlık, savaş pilotluğu, senaristlik, yönetmenlik gibi bir çok mesleği sığdıran Romain Gary sansasyonel bir evlilik yaptığı eşi ünlü oyuncu Jean Seberg’in ölümünün ardından 1980 yılında intihar ederek yaşamına son verdi. Giderken ardında bir mektup bıraktı ve bu mektubuyla hayatı boyunca kendisini eleştiren eleştirmenlere inanılmaz bir gol attı.
 
Şöyle diyordu Gary “Çok eğlendim teşekkür ederim hoşçakalın” Çok eğlenmişti çünkü ona en büyük rakip olarak gösterilen Emile Ajar Romain Gary’nin  ta kendisiydi. Sayende biz de çok eğlendik teşekkür ederiz hoşçakal. Romain Gary  “Cennetin Kökleri” adlı romanında ikinci Dünya Savaşı’nda Nazi kamplarında esir tutulan türlü cefalar çeken Morel’in hikayesini anlatıyor bizlere. Morel yaşadığı koşullara, açlığa, işkenceye, yok edilme korkusuna karşı içindeki özgürlük umuduyla karşı koyan bir karakter. Toplama kamplarındaki en zor anlarında Afrika’nın çöllerinde özgürce dolaşan filleri hayal ediyor Morel,  bu hayal sayesinde bir gün özgür olabilme umudunu hiç kaybetmiyor.
 
Neden filler diye sorulduğunda ise şu şekilde açıklıyor. Filleri ilk kez savaş sırasında düşünmeye başladım. Almanyada tutsaktım o zaman çevremdeki nesneler arasında düşleyebildiğim en değişik şey onlar olduğundan belki de. Uçsuz bucaksız bir özgürlüğün simgesiydiler. Dikenli tellere her bakışımızda ya da hücre hapsinde klostrofobiden ve kederden neredeyse ölmek üzereyken Afrika’nın açık alanlarında karşı konulmaz yürüyüşleri ile filleri düşünmeye çalışırdık. Savaş sonrasında zorlu koşullarda kendisini hayata bağlayan fiillere karşı borcunu ödemek ister Morel. Afrika’ya gider ve orada acımasızca katledilen filleri gördüğünde hayatının amacını anlamış olur. Kendisi gibi insanların şiddetinden mağdur olan filleri kurtaracak. Kapı kapı dolaşır filleri koruma kampanyaları başlatır.
 
Elinde silahla avcılara karşı nöbet tutar. Bir nevi fillerin Donkişot’u olur. Deli derler ona bazıları da kahraman ama sonunda amacına ulaşır bütün dünyanın ilgisini Afrika’ya çekmeyi başarır. Sadece filler için değildir bu ama Afrika’nın ve tüm insanlığın özgürlüğü içindir. Peki kitabın adı olan Cennetin Kökleri ne anlama geliyor. Şöyle açıklıyor yazar adalet, özgürlük ve saygınlığa olan ihtiyaçlarımız kalplerimizde gömülü olan cennetin kökleridir. Cennetin Kökleri kalbinize dokunacak mutlaka okuyun.
 
Ne Dinleyelimde bu hafta Kazım Koyuncu’dan “Hayde” albümü var. 7 Kasım 1971’de Artvin Hopa’da dünyaya gelen Şair Ceketli Çocuk lakaplı Kazım Koyuncu babasının yönlendirmesiyle küçük yaşta kitaplarla tanıştı. Okumaya, öğrenmeye ve hayatı sorgulamaya meftun olmuşdu. Ortaokul yıllarında mandolin çalmaya başladı. Üstadım dediği Kemençeci Yaşar’dan eğitim aldı. Daha sonra amcasının Almanya’dan getirdiği gitar sayesinde müziğe olan ilgisi arttı. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesini kazandı ama onun deyimiyle ya kaymakam olacaktı ya da müzik yaparak soru işaretleri ile dolu bir hayat yaşayacaktı. 
 
Tabi o soru işaretleri ile yaşamayı tercih etti. Ve okulu yarıda bıraktı. Kendini tamamen müziğe adadı. 1992 yılında Ali Elver ile birlikte Grup Dinmeyen isimli müzik grubunu kurdu. Sisler Bulvarı isimli  ilk albümünü çıkardı. Ardından Barış Beşli ile birlikte Zuğaşi Berepe yani Denizin Çocukları isimli grubu kurarak Lazca müzik yapmaya başladı. Dünyada ilk Lazca rock albümü yaptı. Uzun saçlı küpeli gençlerin kemençe yerine gitar çaldığı bu grup başta biraz garipsensede sonrasında çok sevildi. Bir çok konser verdi ama anlaşmazlıklar sebebiyle 1999 yılında grup dağıldı.
 
Kazım Koyuncu yoluna tek başına devam etmeye karar verdi. İlk solo  albümü olan “Viya” 2001 yılında yayınlandı. Bu albüm tarzıyla sadece Karadeniz’de  değil tüm müzik camiasında yankı uyandırdı. Ardından Kazım Koyuncu 2002 yılında “Gülbeyaz” isimli dizinin müziklerini yaptı. Bu sayede tüm ülke çapında tanınmaya başladı konserleri hıncahınç doldu. 2004 yılında Türkçe, Lazca, Gürcüce, Hemşince, Megrelce parçalardan oluşan ikinci albümü “Hayde” yi  yayınladı.
 
15 parçadan oluşan, Karadeniz müziğinde adeta bir devrim sayılan bu albüm o yılın en çok satan albümler arasındaki yerini aldı. Tabiri caiz ise Kazım Koyuncu bu albümü ile tüm ülkeyi horona kaldırdı. Derken her  Karadenizin en korktuğu şey onunda başına geldi. Rahatsızlandı kansere yakalandı. Doktorlar dinlenmesi gerektiğini söylediler ama o konser vermeye sevenlerine inandığı değerleri aktarmaya devam etti.
 
Hatta kemoterapi aldığı sırada 4 Nisan 2005’te Taksim Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde sevenleriyle buluştu ve onlara hastalığını unutturan müthiş bir konser verdi. Ha kanser, ha konser diyerek yüzlerini gülümsetti.  Takvimler 25 Haziran 2005’i gösterirken Karadenizin bu hırçın ve duygusal çocuğu tedavi gördüğü hastanede hayata gözlerini yumdu. Türkiye’nin her yerinden gelen binlerce hayranının omuzlarında son yolculuğuna uğurlandı.
 
 “Kötü şeyler gördük 
Savaşlar, katliamlar ölen, öldürülen çocuklar gördük 
Kendi dilini, kendi kültürünü kendisini, kaybeden insanlar, topluluklar gördük 
Yanan köyler, kentler, ormanlar, hayvanlar gördük 
Yoksul insanlar, ağlayan anneler, babalar, her gün bile bile sokaklarda ölüme koşan tinerci çocuklar gördük
Bizde öldük ama her şeye rağmen bu yeryüzünde şarkılar söyledik.
Teşekkürler dünya...
İşte bu dünyadan böyle bir Kazım Koyuncu geçti bizde sana teşekkür ediyoruz Şair Ceketli Çocuk...
 
 
 
 
 
 

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Ümran - 28 Mayıs 2021 23:26
Cennetin Köklerini bende okudum bana tekrar hatırlattınız çok sağolun

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99