Bir mimar gözüyle kaybolmakta olan mirasımız : Mahalle kültürü - Flaş Kocaeli Gazetesi
Flaş Kocaeli
ATASER DOA PAZARLAMA YENİ

Bir mimar gözüyle kaybolmakta olan mirasımız : Mahalle kültürü

Mahalleler, kentin en küçük fiziksel yerleşim alanı olarak yüzlerce yıllık geçmişiyle günümüze ulaşan mekanlardır.

Mahalle kültürümüz ise bu birikimin yoğurduğu bir zenginliktir. Bir şehri yaşanmaya değer kılan şey sakinlerinin sahip olduğu kültürel değerlerle şehrin üzerine imar edildiği değerler arasındaki uyumdur. Kadim mahalle kültürümüz ise bu uyumun yaşandığı zengin bir kültürdür.

 

Şimdilerde gittikçe kaybolmaya yüz tutan bu kültürde huzur vardı, dayanışma vardı,samimiyet ve kardeşlik vardı. Çocuklar komşulara emanet edilip çarşıya, gezmeye ya da doktora gidilirdi. Çünkü komşuların kendi çocuğu gibi sahip çıkacağı bilinirdi. "Komşuda pişen bize de düşer sözü doğruydu, evlerde pişen börekler, tatlılar, yemekler tabak tabak komşulara götürülür; aynı zarafetle, dolu olarak iade edilirdi. Yaşlı ve hastalara el birliğiyle bakılırdı, yaşlılar sık sık ziyaret edilir ve ihtiyaçları karşılanırdı. 

 

FB_IMG_1674292255588

 

Komşu komşunun gerçekten külüne muhtaçtı. Evde tuz, yumurta bitti; sizde varsa alabilir miyim, diye komşudan istenirdi. Akşamları çat kapı komşulara gidilirdi, bundan herkes mutlu olurdu ve bu yadırganmazdı. Evlerde içilen bir kahvenin gerçekten 40 yıl hatırı vardı. Sokak kapılarının önünde sohbet eden, çay içen teyzeler adeta bir mobese gibi dışardan geleni izler, art niyetle mahalleye gelen kişiler hemen fark edilirdi. Kötü niyetli yabancıların mahallede barınması imkansızdı. Sabah işe giderken veya akşam eve dönerken herkes birbirine selam verir, hatır sorardı. Pencereden sarkan teyzeler, okula giden komşu çocuğu eğer ince giyinmişse yukarıdan hırka atar; kendi çocuğu gibi sahip çıkardı. Çocuklar doya doya sokakta oynar, enerjisini atar, yüzleri pespembe olurdu. Acıkınca yedikleri bir salçalı ekmek çocukları mutlu etmeye yeterdi. Evler küçük ama huzur doluydu, her evin küçük de olsa bir bahçesi vardı, o bahçede domates, biber, salatalık yetiştirilir, komşularla afiyetle yenirdi.  

 

İnsana değer veren, aidiyet duygusunu pekiştiren, kendinizi hiç yalnız hissetmediğiniz, yardıma koşacak komşuların varlığıyla huzur veren bu kültür kısmen yaşamaya devam etse de büyük bir değişime uğradı.

 

FB_IMG_1674292274350

 

1950’lerde başlayan köyden kente göç beraberinde apartmanlaşmayı da getirdi. O güzelim müstakil mahalle evleri yerini modern apartmanlara bıraktı. Komşuluk ilişkileri özellikle yüksek katlı apartmanlarda çok zayıfladı. Üzerine kontrolsüz bir şekilde hayatımıza hükmeden internet ve bilgisayar bağımlılığı eklenince insanlar maddi varlığıyla baş başa kaldı, bireysel hayata mahkum edildi. Bazı kentlerimizde 30-40 katlı apartmanlara izin verildiğini görüyoruz. İnsanlar binaya girerken selam vermemek için yüzünü çeviriyor, aynı asansörle katlarına çıkan insanlar birbirini tanımıyor, apartmanda birisi vefat etse diğerleri 1 hafta sonra öğreniyor. 24 saat güvenlikli sitelerde yalnızlığımızla başbaşa yaşıyoruz.

 

 Türkiye’de yapılan bir araştırma aylık geliri ortanın üstü olan insanların tamamına yakınının kent merkezi dışındaki bahçeli evlerde oturduğunu ortaya koyuyor. Büyük siteleri ve yüksek apartmanları yapan müteahhitlerin neredeyse hiçbiri yaptığı apartmanlarda oturmuyor. Lüks villa sitelerinde oturmayı tercih ediyor. Gelir düzeyi arttıkça apartmanlardan kaçış da artıyor. 

 

En büyük darbeyi çocuklarımız yaşadı. Çocukların ruhunda hareket etme isteği varken evin en küçük odası çocuklara ayırılıp çocuklar adeta hapsediliyor. Çocuklar bilgisayar ve internet dışında bir hayat yokmuş gibi büyütülüyorlar. Toprakla, çamurla, suyla oynamayan çocuklar steril ama hastalıklara çok dayanıksız yetişiyorlar. 

 

Çocuklarımız bilye sektirme, yakan top, çember çevirme, seksek gibi oyunlardan haberdar bile değiller. Hayvanları internetten görüyorlar. Hiperaktif ve antisosyal yetişiyorlar. Aileleri ise çocukları psikiyatrist ve psikologlara koşturuyorlar.

 

Geldiğimiz durum maalesef hiç iç açıcı değil. Elbette günümüz şartlarında eskiye dönüş  mümkün değil. İşte burada mimarlık ve kent planlamasının önemi ortaya çıkıyor. Şehirler planlanırken mahalle kültürünün bozulmamamasına yönelik gayrette bulunulmalıdır. Hatıralarda özlemle anılan bu kültürümüzün güzel özelliklerinin yaşatılması ve geliştirilmesi için gayret gösterilmelidir. Bizi biz yapan öz değerlerimizin gelecek kuşaklara aktarılması, tüm toplumun daha huzurlu ve mutlu yaşaması için çok önemlidir.

 

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99