Halil Küçükparlak
flaskocaeli@gmail.com
Okunma Sayısı: 750
Halil Küçükparlak

Diyelim ki…

26 Mart 2017 tarihli yazısı

Bu sefer kullanacağımız oylar şimdiye kadar kullandığımız diğer oylardan

çok farklı. Daha önce birçok kere oy kullandık. Genel seçimlerde milletvekili seçtik, belediye başkanı

seçtik, belediye meclis üyelerini seçtik, muhtar seçtik. Özetle seçtik de seçtik. O seçtiklerimiz iyi çalışır

faydalı faaliyetler yaparsa tekrar seçtik, yok çalışmalarını beğenmezsek bir daha seçmedik. O andaki en

büyük partiyi ertesi seçimde bir daha meclise bile sokmadığımız oldu. Bir önceki seçimde en büyük parti

olarak koalisyonun büyük ortağı olarak iktidarda olan rahmetli Bülent Ecevit’in DSP’sini ertesi seçimde

yüzde birlere düşüverdiğini hepimiz biliyoruz. Yani seçmen tercihleri bir anda keskin olarak değişebiliyor.

Anca bu seferki seçim diğer seçimlere benzemiyor. Önceden ülkeyi yönetenleri seçiyorduk beğenmezsek

bir dahaki seçimde onu düşürüp yerine başkasını getiriyorduk. Ama 16 Nisan’da vereceğimiz oylar öyle

değil. Vereceğimiz oylarla ülkeyi yönetenleri değil, ülkenin yönetim şeklini belirleyeceğiz oylarımızla. Tek

kelimeyle ülkemizin yönetim şeklinin değişikliğine karar vereceğiz. Yeni yapılacak değişikliğe karşı olanlar

“Rejim değişecek” diyor, değişiklikleri savunanlar da “Bu rejim değişikliği değil, sistem değişikliği” diyorlar.

Aynı şeyi söylüyorlar ama Türkçeye, kelimelere fazla hakim olmayan vatandaşın kafasını karıştırmakla

meşguller. Her iki taraf da aynı şeyi söylüyor, çünkü rejim ile sistem aynı anlama gelen kelimeler. “Rejim”

kelimesi Fransızca’dan Türkçe’ye girmiş ve anlamı “Yönetim sistemi” olarak geçiyor sözlüklerde.

Bir aydan az bir zaman sonra oy vereceğimiz anayasa teklif maddeleri toplam olarak 18 madde. Siyasi

liderler miting meydanlarında bu maddeleri okumadıkları, bilmedikleri konusunda birbirlerini suçluyorlar.

Onlar biliyorlar mı bilmiyorlar mı bilemem ama ben bu 18 maddeyi internetten birçok kere okudum. O da

yetmedi çıktı alıp kağıda bastırdım masamın üstünde duruyor, tekrar tekrar okuyorum. Bunların sonunda

bazı maddelerine katılmadım, hatta çok tehlikeli buldum. Bu arada suçlamalara karşı hemen savunma

yapayım. Ben adları sayılan birçok terör örgütü “Hayır” diyor dedi diye “Hayır” demiyorum, sakıncalı

maddeler olduğu için hayır diyorum. Bazı maddelerin sakıncalarını anlatan birçok yazı da yazdım.

Ben birçok kez yazdım sakıncalarını madde madde ama anlatamadım tam olarak galiba. Ama sayın

cumhurbaşkanı geçen gün yaptığı konuşmada çok iyi anlattı bu konuyu. Ben kendi sesinden dinledim,

sizler belki tam olarak izlemediniz veya dikkatli dinlemediniz diye özetini buraya yazıyorum.

Ben anlatıyordum Anayasa değişikliği ile bütün yetkilerin “Tek adam”a verilmesinin sakıncalarını.

Seçilecek başkan demokrat da olabilir, antidemokrat da… Demokrat olursa mesele yok… Görevini

layıkıyla, tarafsızca yaparsa mesele yok, ya yapmazsa, ya ya diktatör kafalı birisi olursa? Üstelik onu

durduracak hiçbir makam, hiçbir denetim mekanizması yok. Meclis’in bile hesap sorma yetkisi elinden

alındı. Ne olacak o zaman? Ben tam olarak anlatamamıştım ama sayın Cumhurbaşkanı, bu tür eleştirilere

ilginç bir cevap vererek, benim anlatamadığım konuyu çok güzel açıklamış.

“Diyelim ki, Cumhurbaşkanı nefsine yenildi, gerçekten Tek adamlık yapmaya kalktı. Bu kişinin yakasına

kim yapışır? Millet yapışır!” dedi. Bu sözlerden de gerçek, net olarak anlaşılıyor. Demek ki neymiş?

Seçilecek Cumhurbaşkanı’nı denetleyecek (Meclis ve yargı dahil) hiçbir güç yokmuş. Sadece millet 5 yıl

sonra seçim zamanı kullanacağı oyla hesap sorabiliyormuş. Diyelim ki biri nefsine yenildi Tek Adam’lık

yaptı, astığı astık, kestiği kestik oldu. Ülke boyunduruktan kurtulmak için 5 uzun yıl bekleyecek mi?

Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylediği bu sözü şöyle bir örnekle açıklamak istiyorum. Zamanımızda artık

hepimiz çocuklarımızı okula servisle gönderiyoruz. Eylül ayında okulların önünde servis görevlileri stantlar

açıp müşteri çekiyorlar. Bir servis firmasıyla anlaştınız, sözleşme ve senetleri imzaladınız eğitim yılı

sonuna kadar çocuğunuzu taşıyacaklar, siz de taksitleri ödeyeceksiniz. Bir süre sonra baktınız ki servis

aracı evin önünden çocuğunuzu aldıktan sonra patinajla son sürat kalkıyor, zikzaklar yaparak yola devam

ediyor. Ne yaparsınız? Panikleyip hemen şirketi ararsınız. Tamam falan diyorlar ama önlem almıyorlar.

Ertesi gün çocuğunuz okuldan gelince “Baba bizim servisteki şoför amca sarhoştu çok korktuk” dese ne

yaparsınız? Hemen şirkete gidersiniz. “Şoför çok kötü çocuğumu buradan alıyorum” dediğiniz zaman

“Hayır, sözleşmeniz var, sezon sonuna kadar buradan ayrılamazsınız. Sezon sonunda bizi

beğenmiyorsanız ancak o zaman başka yere gidebilirsiniz” cevabını alınca ne hale gelirsiniz, düşünün.

Ülkeyi yönetecek kişinin hiçbir denetime tabi olmayıp sadece “Bu kişinin yakasına millet yapışır” demenin

bu verdiğim örnekten ne farkı kalır?

Ben sizlere “Evet verin” de demem, “Hayır verin” de demem. Yukarıda verdiğim örnekleri okuyun,

düşünün, özgür iradenizle karar verin.

Yorum Yaz

Adınız:
Yorumunuz:
Yorumlar, okuyucuların kendilerine ait görüşleridir. Yazılan yorumlardan gazetemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yorumlar

Bu habere henüz yorum yapılmadı.

FLAŞ KOCAELİ GAZETESİ

Tel: 0555 819 86 99